Hayvanların Dili

Spread the love

 

Hayvanların Dili

Yeryüzündeki hayat, sayısız canlı ve cansız varlığın bir araya gelmesiyle büyük bir ahenk oluşturur. İnsan, bu muhteşem düzenin bir parçası olduğu kadar onu anlamaya çalışan bir gözlemcidir. Canlılar denildiğinde ilk akla insanlar gelse de, hayvanlar da kendilerine has özellikleri, davranışları ve iletişim biçimleriyle yaratılışın dikkat çekici unsurlarındandır.

Kur’ân-ı Kerim, kâinattaki hiçbir varlığın başıboş yaratılmadığını bildirir. Her şeyin ilâhî bir ölçü ve hikmetle var edildiğini ifade eden şu ayet, bu gerçeği hatırlatır: “Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.” (Zâriyât, 51/49). Mutlak bir olan ise yalnızca bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah Teâlâ’dır.

Hayvanların dili ve birbirleriyle nasıl iletişim kurdukları, insanların öteden beri merak ettiği konuların başında gelir. Günümüzde bilim insanları kuşların ötüşlerinden balinaların seslerine, arıların danslarından yunusların çıkardığı seslere kadar pek çok iletişim biçimini araştırmaktadır. Hazırlanan belgeseller ve bilimsel çalışmalar, hayvanların yalnızca içgüdüyle hareket etmediklerini; tehlikeyi haber verme, eşlerini çağırma, yavrularını koruma ve besin kaynaklarını birbirlerine bildirme gibi son derece düzenli iletişim yöntemlerine sahip olduklarını ortaya koymaktadır.

Kur’ân-ı Kerim de hayvanlardan yalnızca örnek vermekle kalmaz; onların Allah’ın kudretini gösteren ayetlerden biri olduğunu hatırlatır. Hatta bazı sûreler doğrudan hayvan isimleriyle anılır. Bakara (İnek), Nahl (Arı), Neml (Karınca), Ankebût (Örümcek), Fîl (Fil) bunlardan bazılarıdır. Bu isimlendirme, hayvanların Kur’ân’daki önemini ve insanın onlardan alacağı dersleri göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bunların dışında birçok hayvan Kur’ân’da isim olarak geçer; ancak bunlar sûre adı değildir. Bunlardan bazıları şunlardır: deve, koyun, keçi, sığır, at, katır, eşek, kurt, köpek, maymun, domuz, kuşlar, karga, hüdhüd, bıldırcın, çekirge, sinek, sivrisinek, yılan, balık (Hz. Yunus kıssası), balina, kurbağa ve daha pek çok canlı.

Kur’ân’da Hz. Süleyman’ın kıssası ise hayvanların dili konusunda en dikkat çekici örneklerden biridir. Cenâb-ı Hak, Hz. Süleyman’a kuşların dilini öğretmiş ve ona farklı varlıklarla iletişim kurma nimeti vermiştir. Hüdhüd kuşunun getirdiği haber, karıncanın kavmini uyarması ve Hz. Süleyman’ın bunu anlaması, hayvanların da kendilerine özgü bir iletişim sistemine sahip olduklarını göstermektedir. Bu kıssa, aynı zamanda insanın kâinattaki diğer canlılara karşı dikkatli, merhametli ve sorumlu olması gerektiğini de öğretir.

Bilim dünyası da bu hakikati farklı yönleriyle doğrulamaktadır. Bal arılarının, çiçeklerin bulunduğu yönü ve uzaklığı diğer arılara özel bir dansla bildirmesi; karıncaların kimyasal izler bırakarak kolonilerini yönlendirmesi; kuşların farklı tehlikeler için farklı sesler çıkarması; balinaların kilometrelerce uzaklığa ulaşan seslerle haberleşmesi, hayvanlar âlemindeki iletişimin ne kadar zengin olduğunu göstermektedir.

Bütün bu örnekler, hayvanların da kendilerine has bir “dile” sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Elbette bu dil, insanların konuştuğu kelimelerden oluşmaz; sesler, kokular, hareketler, renkler ve davranışlarla kurulan son derece düzenli bir iletişim sistemidir. Her biri, yaratılış gayesine uygun olarak görevini yerine getirir ve ilâhî nizamın bir parçası olarak hayatını sürdürür.

İnsan, kâinata yalnızca faydalanacağı bir dünya olarak değil, ibret alacağı bir kitap olarak bakmalıdır. Bir kuşun ötüşünde, bir arının çalışkanlığında, bir karıncanın düzeninde ve bir filin heybetinde Rabbimizin sonsuz kudretini görmek mümkündür. Hayvanların dili, aslında bizlere sessiz fakat çok güçlü bir hakikati fısıldar: Bu âlemde hiçbir varlık anlamsız değildir. Her biri hâliyle Yaratıcısını tesbih etmekte ve insanı tefekküre davet etmektedir.

Yeryüzü, sayısız canlıya ev sahipliği yapan muhteşem bir kitaptır. Bu kitabın her satırı, her sayfası ve her varlığı Yaratıcısını tanıtan ayrı bir delildir. İnsan konuşarak düşüncelerini ifade ederken, hayvanlar da kendilerine has sesleri, hareketleri, kokuları ve davranışlarıyla adeta kendilerine özgü bir dil kullanırlar. Onların dili, kelimelerden değil; yaratılışlarına yerleştirilen ilâhî programdan oluşur.

Kur’ân-ı Kerîm, insanı sadece kendi nefsi üzerinde değil, bütün varlık âlemi üzerinde düşünmeye davet eder. Yüce Allah şöyle buyurur:

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar.” (En’âm, 6/38)

Bu âyet, hayvanların da kendilerine ait bir düzenleri, sosyal hayatları ve ilâhî kanunlara bağlı yaşam biçimleri bulunduğunu haber verir. Onlar da Allah’ın koyduğu ölçüler içinde hayatlarını sürdüren topluluklardır.

Hayvanların dili denildiğinde akla ilk gelen kıssalardan biri Hz. Süleyman’dır. Cenâb-ı Hak ona büyük bir nimet ihsan ederek kuşların dilini öğretmiştir: “Bize kuşların dili öğretildi…” (Neml, 27/16)

Aynı sûrede karıncanın arkadaşlarını uyarması ve Hz. Süleyman’ın bu konuşmayı anlaması anlatılır. Hüdhüd kuşunun Sebe Melikesi hakkında getirdiği haber ise hayvanların görev ve sorumluluk sahibi canlılar olduklarını gösteren dikkat çekici örneklerdendir.

Bütün bunlar, hayvanların rastgele değil, mükemmel bir düzen içinde yaratıldığını göstermektedir.

Aslında onların dili, Allah’ın kendilerine verdiği fıtrî vazifeyi eksiksiz yerine getirmeleridir. Kur’ân, bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiğini bildirir:

“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız.” (İsrâ, 17/44)

Demek ki insanın duyamadığı ve anlayamadığı bir tesbih dili vardır. Kuşun ötüşü, arının vızıltısı, karıncanın düzeni, balığın yüzüşü, kelebeğin kanat çırpışı; hepsi bu büyük zikrin farklı bir ifadesidir.

Peygamber Efendimiz (s) de hayvanlara merhamet edilmesini özellikle tavsiye etmiştir. Susuz bir köpeğe su verdiği için bağışlanan kişi ile bir kediyi aç bıraktığı için azaba uğrayan kadını anlatan hadisler, hayvanların Allah katındaki değerini göstermektedir. Çünkü merhamet, sadece insanlara değil, bütün yaratılmışlara karşı gösterilmesi gereken bir kulluk vazifesidir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, kâinat büyük bir kitaptır. (Kitab-ı kebîr-i kâinat) O kitabın her harfi ve her kelimesi Yaratıcısını tanıtır. Hayvanlar da bu kitabın sessiz fakat çok anlamlı cümleleridir. Onların konuşması kulakla değil, tefekkürle anlaşılır. Dikkatle bakıldığında her biri, hâl diliyle “Bizi yaratan Rabbimizi tanıyın.” demektedir.

Hayvanların dili, aslında insanın vicdanına hitap eden ilâhî bir derstir. Onları tanıyan insan, yalnızca tabiatı değil; Rabbinin sonsuz ilmini, kudretini ve rahmetini de daha yakından tanıma imkânı bulur. Çünkü kâinatta hiçbir ses boşuna değildir. Her ötüş, her kanat çırpışı, her vızıltı ve her nefes, Allah’ın sanatını ilan eden sessiz bir hitaptır.

Nursi ÜNALAN

nursiunalan@hotmail.com

 

Author Profile

Nursi Ünalan
Nursi Ünalan
Latest entries

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir