KARINCA, KANATLANINCA BULURMUŞ ZEVALİNİ (2)
Bu başlıkla bu platformda daha önce bir yazı daha yazmıştım
Bu laf bir tabiat olayından ilham alınarak söylenmiştir. Larvasını görünce herkesin karınca zannedeceği bir böcek türü var. Larvalıktan erginliğe geçtiğinde bu böceğin kanatları çıkar ve uçar. Bu böcek karınca değildir ama larvası karınca görünümünde olduğu için ve de uçtuğu için bu böcek türüne “kanatlı karınca” denir, tıpkı kurbağa yavrusuna, balığa benzerliğinden dolayı ‘çömçe balığı’ dendiği gibi.
Kanatlı karınca kanatlanıp uçunca ne mi olur? Onu kuş kapar ve yer. Peki, bütün kanatlı karıncaları kapar mı kuşlar? Hayır, bu türün kuşlar kahir ekseriyetini kapıp yer ama bir kısmı da kuşlara yem olmamayı bir şekilde başarırlar ve hayatta kalırlar. Böylece bu böcek türü de varlığını sürdürür.
Güçsüzken kimsenin tehdit olarak görmediği insanlar ve insan grupları kimseye hedef olmazken bir şekilde güçlendiklerinde birilerine rakip oldukları için onları rakip görmeye başlayanlar ve onlara düşmanlık etmeye de başlarlar. Güçlenen insanların ve insan gruplarının kaderlerinin, kanatlanan karıncalara benzetilmesinden doğmuştur “Karınca, kanatlanınca bulur zevalini” atasözü.
Yahudilik tek tanrılı dinlerin en kadim olanıdır ama nüfusları bakımından Müslümanlar ve Hıristiyanlar yanında ‘cim’in karındaki nokta’ kadardırlar ancak. Lakin Yahudiler, sahip oldukları para gücü, bilgi ve bilinç seviyesi ve dayanışma güçleriyle Müslümanlara beş bastıkları gibi, Hıristiyanlardan da pek geride değildirler. Yahudilerin bu gücü, bir ölçüde paralarından, bilgilerinden ve bilinç ve dayanışmalarından ve en önemlisi de yedikleri kazıklar sebebiyle akıllanmışlıklarından kaynaklansa da, onların bu muazzam gücü, bunlardan da ziyade, dünyanın en güçlü dini grubu olan Hıristiyanlara rakip olmamalarından, bilakis Hıristiyanlara köme olmalarından kaynaklanmaktaydı. Şu son cümlede bilinçli olarak “kaynaklanmaktaydı” dedim, “kaynaklanmaktadır” demedim. Neden mi “kaynaklanmaktaydı” dedim de “kaynaklanmaktadır” demedim acaba? Eski çamlar bardak olmaya başladı da, onun için. Daha açıkçaçı, şunu demek istiyorum: Uzun zamandır Hıristiyanlara köme olmak suretiyle Hıristiyanların sempatisini kazanarak güçlerine güç katan Yahudiler, Hıristiyanları fena halde rahatsız etmeye başladılar galiba.
Nasıl mı yani? Şöyle:Yahudiler çok fazla güçlendiler ve bu güçlerini de, kendilerini artık Hıristiyanlara köme etmekten ziyade, Hıristiyanları kendilerine köme etmekte istimal etmeye başladılar. İşte bu yaptıkları, Hıristiyanları kesinlikle çileden çıkaracak bir haddini aşmanın ta kendisidir. “Karınca, kanatlanınca bulurmuş zevalini’ lafına tam anlamıyla da uyan bir durum yani.
Son zamanlarda Yahudilerin akılsızca şımarıklıklarını gördükçe “İşte başlarına bela almaya başladılar gene” diyorum. Neden mi “İşte başlarına bela aldılar” demek yerine “İşte başlarına bela almaya başladılar gene” diyorum acaba? Çünkü şu son haddi aşmaları Yahudilerin tek haddi aşmaları değil de onun için.
Doğrusu, haddini aşan herkes belasını bulmuştur ama Yahudiler hadlerini daha çok aşmışlardır ve belalarını da daha çok bulmuşlardır.
Daha doğrusu işin aslı şudur: Büyük balık küçük balığı yutar ya, kendinden daha büyük bir toplumun içinde azınlık olan birçok toplum, ya küçük balık olmaktan kurtulamadıkları için büyük balıklar tarafından yutulmuş, ya da büyük balık olmayı başarmışlardır. Mesela mı? Mesela Anglosaksonlar Britanya’da, Latinler Fransa’da, Türkler Anadolu’da başlangıçta azınlık (küçük balık) idiler ama sonra çoğunluk (büyük balık) oldular. Lakin Yahudiler tarih boyu yaşadıkları her ülkede azınlık (küçük balık) olarak kalmışlardır ama dillerini ve eşkallerini kaybetseler de Yahudi kimliklerini de bir şekilde korumuşlardır.
Kimler katletmedi, kimler sürgüne göndermedi ki Yahudileri? Mısırlılar, Babilliler, Iran, Roma, Ruslar, Almanlar… Ama onlara hakim oldukları halde onları sürmeyen ve katletmeyen bir millet de yok değil. Kim midir bu millet? Türkler… Bunun böyle olduğunu Yahudiler de kabul ediyorlar ve Yahudilerin bir kısmı “Onlarla papaz olmayalım ki hasbelkader gene güçlenirlerse gene bizi korurlar herhalde” diye düşünerek bizimle düşman olmamanın yollarını arıyorlar.
Yahudilere hakim olduğu halde onlara katliam uygulamayan ve onları sürmeyen yegane milletin Türk milleti olduğu bir hakikat ama bir Türk hükümdarının bile Yahudi katliamını aklından geçirdiğine dair bir rivayet de yok değil.
Bir kitaptan mı okudumu yoksa bir sohbette mi duyduğumu hatırlamıyorum ama Osmanlı sultanlarından III. Murat’ın bir öfkeye kapılıp Yahudilerin katliamı için bir ferman çıkardığı ama ulemanın ısrarıyla Padişah’ın bu fermanı iptal ettiği gibi bir şeyden haberdar olmuştum ben bir tarihte. Böyle bir şeyin olup olmadığından emin olmadığım için bu hususu tarihçi dostum İnrahim Halil Er’e sordum. Bakın ne dedi İbrahim Halil hoca:
Osmanlı İmparatorluğu’nda padişahların genel tutumu, Yahudileri “Ehl-i Kitap” ve “Zimmi” (devletin koruması altındaki gayrimüslim teba) statüsünde görerek can ve mal güvenliklerini sağlamak olmuştur. Ancak tarihte bahsettiğiniz III. Murad dönemiyle ilgili çok spesifik ve dramatik bir rivayet mevcuttur.
İşte bu olayın detayları ve doğruluğu üzerine kısa bir analiz:
III. Murad ve “Katliam Fermanı” İddiası
Evet, bahsettiğiniz olay tarihi kaynaklarda (özellikle Yahudi kronikleri ve dönemin diplomatik yazışmalarında) yer almaktadır. Olayın gelişimi genel olarak şöyle anlatılır:
Lüks Tüketim ve Kıskançlık: 1579 yılında, İstanbul’daki bazı Yahudi kadınların sokaklarda aşırı lüks kıyafetler ve değerli mücevherlerle gezmesi, Müslüman halk arasında huzursuzluğa ve şikayetlere yol açar.
Padişahın Öfkesi: Şikayetler III. Murad’a ulaştığında, padişahın büyük bir öfkeye kapıldığı ve imparatorluktaki tüm Yahudilerin öldürülmesini emreden bir ferman çıkardığı rivayet edilir.
Ulemanın Müdahalesi: Bu noktada devreye dönemin etkili isimleri girer. Özellikle Şeyhülislam ve sadrazamın (bazı kaynaklara göre dönemin etkili Yahudi figürlerinden olan Solomon Ashkenazi’nin de diplomatik çabalarıyla), padişahı bunun İslam hukukuna (şeriat) aykırı olduğuna ikna ettikleri söylenir.
Sonuç: Padişah geri adım atmış, ancak “öldürme” emri yerine Yahudilere yönelik çok katı kıyafet kısıtlamaları (belli renklerde kavuk ve ayakkabı giyme zorunluluğu gibi) getirilmiştir.
Bu İddia Ne Kadar Doğru?
Tarihçiler bu olayı şu süzgeçten geçirirler:
Hukuki Engel: Osmanlı hukuk sisteminde (Fıkıh), cizye ödeyen ve isyan etmeyen bir zümrenin topluca katledilmesi mümkün değildir. Ulema, padişahın bu tür fevri kararlarını “hukuka aykırılık” gerekçesiyle durdurma yetkisine ve geleneğine sahipti.
Abartı Payı: Bazı tarihçiler, “tüm Yahudilerin öldürülmesi” ifadesinin Yahudi kroniklerinde olayın vahametini vurgulamak için biraz abartılmış olabileceğini, ancak ciddi bir tehdit ve kısıtlama dalgasının yaşandığının kesin olduğunu belirtirler.
Genel Politika: Osmanlı padişahları arasında Yahudilere karşı sistemli bir soykırım girişimi yoktur. Aksine, II. Bayezid’in İspanya’dan kovulan Yahudileri davet etmesi, imparatorluğun genel karakterini daha iyi yansıtır.
Özetle
III. Murad’ın bir öfke anında böyle bir niyet beyan ettiği, ancak devlet gelenekleri ve ulemanın şer’i itirazları sayesinde bu durumun sadece sert bir “kıyafet nizamnamesine” dönüş.
Yahudilerin hadlerini aşmaktan dolayı tarihte birçok defa başlarına bela aldıklarını söyledim ama “Yedikleri bu kadar kazıktan sonra bu derece akıllanmış insanlar bir defa daha böyle bir akılsızlık yapmazlar herhalde” diye düşünmekten de alamıyorum kendimi.
Hıristiyanlar, Gazze katliamını yapmaktan dolayı değil ama yapılmasına göz yummaktan ve yardım etmekten dolayı utanmaya başladılar kesinlikle.
Yahudiler Hıristiyanları sadece Gazze katlliamından dolayı mı beş para ettiler yani? Tabii ki sadece Gazze katliamından dolayı değil. Fransa’ya Cumhurbaşkanı seçilen Yahudi Sarkozy Fransızları beş paralık etmedi mi? Yahudi pedofil Jefry Epstein yüze gelmiş ne kadar Hıristiyan varsa en az yarısını rezil rüsva etmedi mi? Kendini ateist gibi gösteren İngiltere Başbakanı Yahudi Starmer ve gene bir Yahudi olan onun Vaşington Büyükelçisi bir erkekle evli, Jefry Epstein’in yakın dostu ibne Peter Mandelson İngiltere’ye şeref mi kazandıracaklar?
“O dirgeni yiyen sıpa, bir daha gelmez sapa” lafını hatırlayınca “Yahudiler akıllarını başlarına toplarlayarak güçlerini sınırlarlar ve kendi başlarını belaya sokmaktan da, dünyanın başını belaya sokmaktan da vazgeçerler” diye düşünmek istiyorum ama şu Jefry Epstein rezaletini görünce “Bunlar geri dönüşü zor bir yola girmişler, başlarına büyük bir bela gelecek gene” demekten alamıyorum kendimi.

