Yirmi dört altın değerindeki her gün, bizlere adeta altın bir tepsi olarak sunulmakta ve bu altın tepsiye koyduğumuz amellerin ise âhirete gönderileceği haber verilmektedir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne sunduğuna baksın…” [Haşr, 59/18]. Buna göre zaman bir zarf, bu süreçte işlediğimiz ameller ise o zarfın içine konulan mazruf mesabesindedir. Günün sonunda her birimiz, bu zarfın içine ne koyduğumuzla yüzleşeceğiz. Sınırlı bir hayat ve sayılı nefeslerden ibaret olan dünya hayatında, bizlere emanet edilen zaman, ancak içine yerleştirilen salih amellerle değer kazanmaktadır.
Bu zaman dilimi içerisinde yaratılış gayemiz olan Rabbimize kulluğu [Zâriyât, 51/56] en güzel şekilde yerine getirmeye çalışırız. Hayat ile ölüm arasında belirlenen bu kısa dünya hayatının [Mülk, 67/2] kıymetini bilerek elimizdeki imkânları değerlendirmemiz gerekir. Zira hayatımız dün, bugün ve yarından ibarettir. Dün artık geri gelmeyecektir; ondan geriye sadece ibret alma ve tövbe etme imkânı kalmıştır. Yarın ise bizim için meçhuldür. O gün toprağın üstünde mi yoksa altında mı olacağımızı bilemeyiz. Üstelik hayatta olsak bile bizi hangi hâl ve sağlık şartlarının beklediği de meçhuldür. Öyleyse değerlendirilmesi gereken asıl zaman, içinde bulunduğumuz bugündür.
Mü’minler olarak bizler, elimize geçen her fırsatı değerlendirmeli ve zaman bilinciyle hareket etmeliyiz. Zira insan, çoğu zaman elindeki nimetin kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlayabilmektedir. Ne var ki bunun telafisi her zaman mümkün olmamaktadır. Bundan dolayı imandan sonra bizlere bahşedilen en büyük nimetlerden başında zaman gelmektedir. Bununla birlikte öyle müstesna vakitler vardır ki Kur’ân ve Sünnet’in onlara ayrı bir değer atfetmiş ve kendisinde meydana gelen hadiseler sebebiyle diğer vakitlerden daha faziletli kabul edilmiştir.
Bu müstesna zaman dilimlerinden biri de Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarından oluşan Haram Aylar’dır. Özellikle Zilhicce’nin ilk on günü hakkında Rasûlullah (s.a.s): “Allah katında, şu on günde işlenen salih amelden daha sevimli bir amel yoktur.” [Tirmizî-757] buyurmuş, “…Bu günlerde tahmîdi (elhamdülillâh), tehlîli (lâ ilâhe illallah) ve tekbîri (Allahu ekber) çokça söyleyin!” [İbn Hanbel-5446] şeklinde tavsiye etmiş ve “Bu günlerde tutulan bir günlük oruç bir seneye denk olur; yapılan ameller ise yedi yüz katına çıkarılır.” [Taberânî-11116] buyurarak bu günlerin faziletini haber vermiştir.
Rahmet Elçisi (s.a.s), “Allah-u Teâlâ’nın, Arefe gününden daha fazla kulunu cehennemden azat ettiği başka bir gün yoktur.” [Nesâî-3003] şeklinde müjdelemiş ve “Arefe günü tutulan orucun, geçmiş ve gelecek birer yıllık günahlara kefaret olacağını Allah’tan umuyorum.” [Müslim-1162] buyurarak bizleri bu büyük fırsattan mahrum kalmamaya teşvik etmiştir Arefe’de vakfe yapanların (temel hac vazifelerini yapması için oruç tutması mekrûh) dışında bizler için sünnet/müstehâb olan bir günlük orucun (kul hakları hariç) iki yıllık günahın affedileceğini bildirilmiştir.
Sözlerimi, Rasûlullah’ın (s.a.s) şu mübarek öğüdünü hatırlatarak bitirmek istiyorum: “Kim, sevabını Allah’tan umarak iki bayram gecesini ihyâ ederse, kalplerin öldüğü günde onun kalbi ölmez.” [İbn Mâce-1782]
Rabbim hüznümüzü sürura, dağınıklığımızı vahdete, gafletimizi hidayet ve istikamete tebdil eylesin. Dağılan gönüllerimizi ibadet aşkıyla ihya eylesin. Mazlum ve mağdur kardeşlerimize nusret ihsan buyursun ve bizleri gerçek bayramlara eriştirsin. Âmîn.
| Doç. Dr. Ömer Faruk ATAN
29 Zilkade 1447 / 16 Mayıs 2026 Cumartesi
Author Profile
Latest entries
İslamMayıs 16, 2026ZAMANIN “EN”LERİNDEN ZİLHİCCE AYI
