Ne Gerginlik Bu

Spread the love

Ne Gerginlik Bu

Toplum olarak öyle bir noktaya geldik ki artık insanlar “Selâmün aleyküm, günaydın” derken bile karşı tarafın niyetini araştırıyor.

Adam sana selâm veriyor, sen içinden: “Kesin bir şey var bunda.” Diye içinden geçiriyorsun. Çünkü güven duygusunu kaybettik. Sabır desen zaten nesli tükenmek üzere.

Eskiden insanlar “Bir çay koy da konuşalım” derdi. Şimdi: “Mesaj at, müsait olunca bakarım.” Çünkü kimsenin kimseye tahammülü kalmadı.

Eskiden insanlar bayramda birbirine giderdi. Şimdi apartmanda komşunun adını bilen “mahalle kültürü uzmanı” sayılıyor.

Birbirimize tahammülümüz o kadar azaldı ki markette biri arabayı hafif değdirse olay Birinci Dünya Savaşı’nın provası gibi büyüyor.

Kimsenin kimseye: “Olabilir ya insanlık hali,” deme kapasitesi kalmamış.

Çünkü herkes kendi hayatının mağduru, çevresindekilerin de baş düşmanı olduğuna inanıyor.

Türkiye’de trafikte araç kullanılmıyor. Öfke kullanılıyor. Kırmızı ışıkta yeşilin yanmasına 0.4 saniye kala korna çalan insanlar var.  NASA bunları Mars’a gönderse oksijen yerine sinir gücüyle çalışırlar.

Makas atan ayrı sinirli, yol vermeyen ayrı sinirli, yayaya küfreden ayrı sinirli, yaya zaten en baştan herkese kırgın.

Kardeşim sen zaten hayatı PlayStation oyunu mu sanıyorsun.

Sosyal medya desen mahalle kavgasının fiber internetli hâli gibi. Eskiden mahallede kavga edenleri ayırırlardı. Şimdi sosyal medyada insanlar kavga edenleri ayırmıyor; RT yapıp büyütüyor.

Adam sabah kahvesini koymuş, durup dururken tanımadığı biriyle “medeniyet”, “ahlâk”, “özgürlük”, “vatan”, “kahvaltı tabağı” üzerinden tartışıyor.

Bir insanın: “Bence çay açık içilmeli,” demesi bile artık ideolojik risk taşıyor. Yorumların altı şöyle:

Ekonomist, ilahiyatçı, futbol yorumcusu, üç anonim hesap, profil fotoğrafında araba olan bir abi, ve neden orada olduğu bilinmeyen bir kripto yatırımcısı. Herkes her konuda uzman. Ama kimse kendi ses tonunun ne kadar itici olduğu konusunda fikir sahibi değil.

Eskiden insanlar uzun uzun konuşurdu. Şimdi biri 20 saniye fazla anlatınca gözler: “Videoyu 2X hızda izleme” refleksi arıyor. Kimsenin sabrı kalmadı.

İnternet üç saniye geç açılınca modeme küfür ediyoruz. Yemek siparişi 35 dakikada gelince kendimizi Birleşmiş Milletler’e şikâyet edilmiş mağdur halk gibi hissediyoruz. CİMER’e yazılan dilekçelere bir bakar mısnız… Aman Allahım! Neler yok ki…

Modern insanın en büyük trajedisi: “Kurye haritada duruyor.” Bak, savaş değil… Kıtlık değil… Adam haritada durmuş. Ve biz buna sinir krizi geçiriyoruz.

Eskiden insanlar kendisiyle dalga geçerdi. Şimdi herkes hassas mayın gibi. Hele politik mizahlar hiç kalmadı sanırımı. Yine eskiden hemen tüm gazetelerde, hem de birinci sayfada yüzümüze tebessüm yansıtan karikatürler vardı. Ekonomik, siyasî, mizahî… Sahi bir de karikatür dergileri vardı ayrıcana…

Şaka yapıyorsun: Biri alınıyor, biri tehdit algılıyor, biri “iptal kültürü” başlatıyor, biri ekran görüntüsü alıyor, biri “bunu avukatıma gönderdim” diyor.

Ortada sadece “lahmacun pahalı olmuş” şakası vardı halbuki.

Toplum olarak espri kaldırma kapasitemiz çiğ köfte acısı seviyesine düştü. Bir gram fazla gelince gözden yaş geliyor.

En tehlikeli karışım bu. Kimse mutlu değil ama herkes birbirine ayar vermeye çalışıyor. İnsanlar terapi yerine yorum yazıyor.

Günün her saati telefonumuza gelen “son dakika” haberlerle sinir katsayımızı yükseltiyoruz. haber izleyip sinirleniyoruz. Öğlen trafikte kavga ediyoruz. Akşam sosyal medyada ülke kurtarıyoruz. Parklarda baş başa veren emeklilerin dünyayı yeniden dizayn etme telaşları.. Kahvede veya özel ev ortamlarında hükümet kurma, hükümet yıkma, asma, kesme sohbetlerinin bile tadı kalmamış.  Sonra gece: “Bu toplum neden bu halde?” diye düşünüyoruz. Çünkü hepimiz aynı anda hem mağduruz hem savcı.

Peki Çözüm Ne? Belki önce birbirimizi düşman gibi görmeyi bırakmak. Biraz okumak, biraz tefekkür, biraz empati. Çünkü artık insanlar fikir duymuyor; tehdit algılıyor.

Birine: “Katılmıyorum,” diyorsun. Karşı taraf bunu: “Soyuna savaş açıldı,” gibi yorumluyor.

Oysa bazen sadece farklı düşünüyoruz.Ve dünya tarihinde hiçbir tartışma: “Sesini yükselten haklı çıktı,” diye bitmedi.

Belki biraz mizah lazım. Kendimize gülebilmek lazım.

Çünkü insan kendine gülemiyorsa başkasına zaten sadece bağırır.

Belki dünyayı bir anda değiştiremeyiz ama birbirimizin tansiyonunu düşürebiliriz. Daha az bağırıp biraz daha dinleyerek… Her fikir ayrılığını savaş ilanı saymayarak… Sosyal medyada tanımadığımız insanlara mahkeme hakimi gibi davranmayarak… Ve en önemlisi, biraz gülerek…

Çünkü mizah insanı yumuşatır. Bir espri bazen saatler sürecek bir kavgayı engeller. Bir tebessüm bazen iki yabancıyı insan yapar.

Belki de toplum olarak yeniden şunu öğrenmemiz gerekiyor: Her mesele ölüm kalım meselesi değil. Bazen sadece biri sinirlidir. Bazen sadece gün kötü geçmiştir.
Bazen de gerçekten internet çekmiyordur. (!)

 

Sonuç itibariyle toplumsal olarak sinir sistemimiz çökmüş durumda. Herkesin içinde: biraz trafik, geçim derdi,  biraz sosyal medya toksikliği, biraz gelecek kaygısı, biraz da birikmiş hayat yorgunluğu var. Bu yüzden artık insanlar çay içerken bile sinirli.

Ama hâlâ umut tamamen bitmiş değil. Çünkü hâlâ: otobüste, metroda yer veren biri çıkıyor, tanımadığına “kolay gelsin” diyen var, “selâmün aleyküm” diyen var, sokakta düşene koşan insanlar var, bir sokak hayvanına sahip çıkan var bir de hâlâ güldürebilenler var.

Belki dünyayı tamamen kurtaramayız. Ama en azından birbirimizi her gün biraz daha tüketmemeyi öğrenebiliriz. Çünkü bu gidişle bir gün biri bize: “İyi günler,” diyecek…

Evet… Tahammül, empati ve mizah…
Bunlar artık “lüks özellik” gibi görülüyor ama aslında bir toplumun ayakta kalma mekanizmasıdır ve ilaç gibi bunlara ihtiyacımız var.

Ha bir de mizah yaparken asla birilerinin kutsalına hakaret yok. Herkesin inancı kendine ve inançlar alay ve mizah konusu olamaz.

Nursi ÜNALAN

nursiunalan@hotmail.com

Author Profile

Nursi Ünalan

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir