KİREMİTİ GÖRÜNCE ELHAMDÜLİLLÂH DİYEN MÜCAHİD

Spread the love

Yoğun bakım odası. Canların alınıp verildiği, hastaların kurtarılmaya hayata döndürülmeye çalışıldığı oda. Kolunda serum takılı, pek çok tıbbi cihaza bağlı. Bu durumdaki hastalar genelde kendi dertleriyle iştigal etmektedirler. Ama içlerinde bir tanesi var ki derdini unutmuş, derdinin üstünde bir derdi var. NAMAZ. Sabah namazı vakti geldiğinde hemşirelerden bir tuğla istedi. Hemşireler, herhalde Hoca akli dengesini yitirdi, böyle acayip bir istekte bulundu, falan diye dışarı çıkıp kendisini bekleyenlere durumu bildirdiler. Yakınındakiler tedarikli,  biliyorlar onun namaz hassasiyetini. Bu yüzden yanlarında bir kiremit bulundurmaktalar. Getirip veriyorlar kiremidi. (Ekrem Şama, Allah Dostu Erbakan.) Bir güzel teyemmüm edip namazını ima ile eda ediyor. Gönül huzuruyla, vazifesini o haliyle bile yapmış olmanın saadetiyle… Kimden bahsettiğimi eminim herkes anladı. Mücahid Necmeddin Erbakan Hocamızdan bahsediyorum tabii ki de…Kendileri pek çok Müslüman sultan gibi pek çok Müslüman âlim gibi namazını asla bırakmayıp, abdestsiz de gezmezmiş. Ben bu kiremit hikâyesini duyduğumda çok şaşırmıştım. Çünkü bu genelde mutasavvıfların takva ehlinin hassasiyetiydi.

Biraz araştırınca Necmettin Erbakan Bey’in de mutasavvıf olduğunu öğrendim. Necmeddin Erbakan Bey manevi gücünü tarikat-i seniyye-i Nakşibendiye’den alıyordu. O, tarikat-i seniyye-i Nakşibendiyeye mensuptu. Muhammed Zahid Kotku Hazretleri vasıtasıyla, ucu Resûllerin Seyyidine ulaşan bir silsileye yapışmıştı.

(Mehmed Şevket Eygi, http://www.milligazete.com.tr/haber/Merhum_Necmeddin_Bey/188968#.VNKSTZ2sUaA)

Evet, Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Bey, siyasetçiliğinin, başbakanlığının,  ilim adamı ve mücahid olmasının yanı sıra bir tarikat mensubuydu aynı zamanda. Sadece bir tarikat mensubu da değildi üstelik… Allah dostlarının da gölgesi altındaydı. Onlar gölge olmuştu, zırh olmuştu yoluna.  Çünkü Erbakan hocamız Hakk’ı savunuyor Hakk’ı üstün tutuyordu. Yine Mehmed Şevket Eygi üstadımızın dediği gibi, Allah için, Resûlullah için, İslâm ve Kur’an için, Sünnet ve Şeriat için hasbeten lillâh ve muhlisen lillâh çalışmaktaydı.  Erbakan hocamızın tek gayesi İslâm’ı tutup kaldırmaktı. Dağa taşa kalplere, göklere, denizlere ulaşabildiği her yere “Hak yol İslâm” yazmaktı, kazımaktı İslâmiyet’i zihinlerimize, davranış ve hayatımıza…

“Herkes duyacak, bilecek

Saklanmaz gayrı bu gerçek

Yaprak yaprak, çiçek çiçek

Hak yol İslâm yazacağız (Milli Nizam yazacağız)” A. Karakoç

Böyle bir davası olan kişi namazını nasıl bırakabilir ki… Son nefesine kadar vakti girdiyse o namazı eda etmek, Allah’ın huzuruna çıkmak için çabalayacaktı doğal olarak. Nitekim 1947 yılında son sınıf öğrencisi iken,  İTÜ binasının arka bahçesindeki terk edilmiş bir bekçi binasını mescid haline getiren de kendileriydi. Namaz uğruna, İslâmiyet uğruna her şeyi göze alan Selahaddin Eyyubi yürekli Mücahid…

Kiremit hikâyemiz henüz bitmedi… Hocamızın kendilerinden kiremit istediği hemşirelerle olan diyaloğu da oldukça manidar. O hasta haliyle tebliğ vazifesini de yerine getirip hemşirelere neden kiremit istediğini izah ediyor ve şöyle diyor: “Siz, ben tuğla isteyince tereddüt ettiniz. Müslümanlar yoğun bakımda yatacak kadar hasta bile olsalar, namazlarını bırakamazlar. Abdest alamadıkları, ya da su bulamadıkları zaman da teyemmüm ederek yine namazlarını kılarlar. Katiyyen terk edemezler.”

Bununla da kalmıyor hocamızın hikâyesi. O gün yanına gelen Ahmet Fevzi İnceöz Bey’e dönerek: “Ahmet, sen kaç yıldır bu hastanedesin?” diye soruyor. O da cevap veriyor, işte şu kadar senedir buradayız, diye. Erbakan Bey, sesinin tonunu yükselterek: “Ahmet, sen görevini yapmıyorsun! Bak bu personeliniz, namazın, teyemmümün ne olduğunu bilmiyor. Biz dilimizin döndüğü kadar bunlara anlattık. Milli Görüş’ü de anlattık. Buradan taburcu olduğumuz zaman münasip bir günde bütün personeli bir kahvaltıda bir araya getireceksin, onlara Milli Görüş’ü beraberce anlatacağız!” buyuruyor. Tabii buna ömrü vefa etmiyor.  (Ekrem Şama, Allah Dostu Erbakan.)

Hasta yatağında yine İslâm’ın hâkimiyeti için çabalayıp, gelecek planları yapan bir mutasavvıf siyasetçi. Evet,  o; namaz, oruç gibi siyaseti de dini bir vecibe olarak görüyordu.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın muhterem oğlu Sayın Fatih Erbakan Bey de gazetelere verdiği demeçte bu kiremit olayını doğrulamakta ve: “Yoğun bakımdayken içeri girdim. Başucunda kiremit duruyordu. ‘Elhamdülillah kiremitimiz burada duruyor’ dedi. Namaz kılmak için teyemmüm yaptığı kiremitti. Birçok insan ufak bir hastalıkta dahi ibadetini aksatırken, kendisi o halde bunu yapmadı ve ben bunu unutamam.” diyerek anlatmaktadır Erbakan Hocamızın namaza olan düşkünlüğünü… Eminim hâlâ dün gibi hatırlamaktadır Sayın Fatih Erbakan bu olayı, unutmamıştır, unutamayacaktır da… Onu anlatan diğer Milli Görüş mensuplarının da unutamaması gibi…

 “Herhangi bir kimse, Malazgirt’te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova’da, Niğbolu’da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup, İstanbul’u fethetmeden, Sultan Fatih olup denize atını sürmeden, Seyyid Çavuş olup, 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah” deyip namluya sürmeden, Sakarya siperlerine girmeden Milli Görüş’ün ne olduğunu anlayamaz.” diye buyuran Necmettin Erbakan Hocamız, Peygamberimiz (s.a.v.)’in izinde; Rabbimizin yolunda; bir Hz. Ebubekir, Hz. Osman, bir Hz. Ömer, Hz. Ali, bir Selahaddin Eyyubi, Alparslan, bir Fatih, Kanuni, bir Abdülhamid Han olmuştur. Dinine, ülkesine, halkına, devletine hizmet için çıktığı çileli, zahmetli, engellerle dolu bu yolda çok acılar çekmiştir. Son nefesini verinceye kadar karşılığını Allah’tan bekleyerek sonsuz bir aşk ile çalışmış, İslâm bayrağını 60 yıl yılmadan bıkmadan usanmadan son nefesine kadar taşımıştır. Onun kıymeti zaman geçtikçe daha da iyi anlaşılacaktır. Tıpkı, yüce bir dağın ihtişamının, o dağın eteklerinden uzaklaştıkça daha iyi görülmesi, anlaşılması gibi. Biz de bu muhteşem dağı yılların verdiği mesafe miktarınca her gün, her yıl biraz daha iyi müşahede edip, anlamaya çalışmaktayız. 27 Şubat 2011’de dünya semasından kayarak, uğruna bir ömür mücadele ettiği Yüce dostuna giden,  dinin yıldızı muhterem Erbakan Hocamıza Cenâb-ı Hakk’tan tekrar rahmet ve mağfiret diliyorum. Mekânın cennet olsun Muhterem Hocam. Nur içinde yat!

FATMA TÜRK TOKSOY

 

 

Author Profile

Fatma Türk Toksoy

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir