Allah Teâlâ, Hz. İbrahim’i deneme sürecinden başarıyla geçerek kazanmış olduğu liyakat nedeniyle ‘tek başına bir ümmet’ ilan etmiş ve hakkında şöyle buyurmuştur: “إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ” “İbrahim, tek başına bir ümmetti. Yalnızca Allah’a itaat ederdi ve (hiçbir zaman) müşriklerden olmamıştı.”[1] Kur’an-ı Kerim’in, tevhidî duruşundan dolayı örnek gösterdiği Hz. İbrahim (a.) gibi ümmet yetiştirmeyi amaç edinen Resulullah (s.), sahabesini de rabbani bir eğitimden geçirmiştir. Onların akıllarını, duygularını, davranışlarını ve imanlarını Kur’an’la yoğurmuştur. Bu ayetlerin ve Hz. Peygamber’in (s.) tedrisinden geçen kimselerin her birisi Hz. İbrahim (a.) gibi küfre karşı kıyam edebilmiştir. Bütün Müslümanlar için böyle bir eğitimin referansı sayılacak ayetlerin özü şunlardır:
1-Kurtuluşun kâmil imanda olduğunu bilirler.[2]
2-Hiç kimse için imanlarını feda etmezler.[3]
3-Tüm olaylara vahiy zaviyesinden bakıp değerlendirirler.[4]
4-Allah için her şeylerini feda edebilirler.[5]
5-Allah’ın indirdikleriyle hükmederler.[6]6-Yalnızca müminleri veli edinirler.[7]
6-Hayatı, iman ve cihattan ibaret kabul ederler.[8]
7-Emribilmaruf ve nehyianilmünker görevini hakkıyla yaparlar.[9]
8-Salih amellere çok düşkündürler.[10]
9-Ahlaken hiçbir davranış bozukluğu yapmazlar.[11]
10-Kâfirlere karşı en ufak bir sempati bile duymazlar.[12]
11-Değil fuhuş, fuhşa götüren yollardan bile uzak dururlar.[13]
12-Ana-baba hukukuna riayet ederler.[14]
13-İsraftan kaçınırlar.[15]
14-İslâm aleyhtarı yapılanma ve meclislere karşı tavırlıdırlar.[16]
15-Kul haklarına karşı çok titiz davranırlar.[17]
16-Büyük günahlardan şiddetle kaçınırlar.[18]
17-Kâfirlere karşı çok onurlu ve çetindirler.[19]
18-Mü’minlere karşı çok şefkatlidirler.[20]
19-Önder ve şehit ümmet olmanın bilincindedirler.[21]
20-En büyük rehber ve önder olarak Hz. Peygamber’i bilirler.[22]
21-İhtilafa düştüklerinde çözümü Kur’an ve Sünnet’te ararlar.[23]
21-Emaneti ehil olanlara verirler.[24]
23-Yahudi ve Hristiyanlara benzemenin her türlüsünden uzak dururlar.[25]İnanç noktasında onlara benzemedikleri gibi sosyal hayatta da onları kendilerine örnek almazlar.
24-Allah’a imanda yaratma alanı ile emir alanını birbirinden kesinlikle ayırmazlar,[26] böyle bir ayırımın şirk olduğuna inanırlar.
Maddeler hâlinde özetini verdiğimiz ayetler ve benzerleriyle ümmetini vahyin eğitim-öğretiminden geçiren Hz. Peygamber (s.), daha Mekke Dönemi’ndeyken bireysel ümmeti, tek başına cemaat olma mesabesinde olan sahabelerini yetiştirmiştir. Bunun yolunu ise: “Bildiğin hayırla amel eder, münker olanları terk eder, kendinle daha çok ilgilenir ve insanların avamından (biraz) uzak kalırsın.” demek suretiyle Abdullah b. Amr’a (r.) yaptığı tavsiyeden öğreniyoruz.[27] Ümmet olmak, yalnız da olsa hakta sebat etmekle gerçekleşir.[28] Bu tespiti yapan Abdullah b. Mes’ud (r.), “Muaz b. Cebel yalnızca Allah’a itaat eden bir ümmet/cemaatti.” demiş ve arkasından şöyle bir bireysel cemaat/ümmet tanımı yapmıştır: “İnsanlara sürekli hayrı öğreten, Allah’ın ve Resulü’nün emirlerine ittiba ederek itaat eden kimse.” Kur’an-ı Kerim’de bireysel anlamda ümmet olmanın en önemli örneği Hz. İbrahim’dir. Rivayetlerden öğrendiğimize göre, Nebevi eğitimden geçen Muaz b. Cebel ve cahiliyenin inanç sisteminden etkilenmeyip yalnız başına imanda sebat eden Zeyd b. Amr b. Nüfeyl de bireysel anlamda cemaat olabilen kimselerdendir.[29] Tek başına ümmet olan kimse; akıntıya gitmeyen ve kalabalıkların kucağına düşmeyen şahsiyetli insandır. Aklını, fikrini, yaşayışını ve gündemini ortama teslim etmeyen; hayatının gidişatını kâfirlere, moderniteye ve dünya sistemine peşkeş çekmeyen kişidir. Herkes küfrü tercih etse bile İslâm’da sebat edebilen ve o nefes alıp verdikçe küfrün rahat edemeyeceği nitelikli mümindir. Her an nöbet mahallinde olduğunun farkında olan ve değil uyumak şekerleme yapmanın bile idamı gerektiren bir suç olduğunun farkında olan mü’mindir.
[1] Nahl 16/120.
[2] Bak: Mü’minun 22/1.
[3] Bak: Tevbe 9/23-24.
[4] Bak: Ahzab 33/36.
[5] Bak: Nahl 16/41.
[6] Bak: Maide 5/44.
[7] Bak: Tevbe 9/71.
[8] Bak: Hucurat 49/15.
[9] Bak: Âl-i İmran 3/104, 110.
[10] Bak: Bakara 2/2-4; Enfal 8/2-3.
[11] Bak: Hucurat 49/11-12
[12] Bak: Hud 11/113.
[13] Bak: İsra 17/32.
[14] Bak: İsra 17/23-24
[15] Bak: Furkan 24/67.
[16] Bak: En’am 6/68.
[17] Bak: En’am 6/151.
[18] Bak: En’am 6/152-153.
[19] Bak: Fetih 48/29.
[20] Bak: Fetih 48/29; Hucurat 49/10.
[21] Bak: Bakara 2/143.
[22] Bak: Ahzab 33/21.
[23] Bak: Nisa 4/59.
[24] Bak: Nisa 4/58.
[25] Bak:Maide 5/51
[26] Bak:A’raf 7/54
[27] Bak: Tahavi, Ebu Cafer, Müşkilu’l-Âsâr, c.II, s.48.
[28] Âdâb-ı Şer’iyye, I, 43.
[29]Hakim, Müstedrek, c.III, s.497.
MEHMET SÜRMELİ